AMA APAÇIK BİR ZORBALIK BU! - 1

AMA APAÇIK BİR ZORBALIK BU! - 1

 

Bütün muârızlarımız tarafından biline ki, biz Müslümanlar’ın temel inancı şudur:

 

     *İnsan, başlı başına mukaddes bir varlıktır. İnsan gibi durduğu ve bize saldırmadığı sürece kimse ile bir meselemiz yok!

 

  *Kâfir olmasına rağmen ona yaşama ve dünyâ nîmetlerinden faydalanma şansı tanıyan Allâh’ın emri gereği; kâfir bile olsa, insanın ölüsüne bile saygı gösterilir, eziyet edilmez.

 

  *Hattâ Allah, Müslümanlar’ın hâkim olduğu yerde; “başına bir iş gelirse, hesâbını senden sorarım!” bâbında, “cizye vergisi” karşılığında kâfirleri Müslüman’a “zımmî = zimmetli” sıfatıyla zimmetlemiş ve koruma kollama sorumluluğu vermiştir.

 

   *Küfür üzere yaşam ve ölüm, bir insan için mağlûbiyet ve Şeytân için ise “zil takıp oynayacağı” bir zaferdir. Bir âdemoğlu için, böyle bir mağlûbiyet ve gâlibiyeti hiç istemeyiz.

 

 

Akademi ve akâid konusu olan “açık ve gizli küfrün şekli ve çeşitleri” konusuna girmeyeceğim.

 

Açık ve gizli kâfirlerin ismi lâzım da değil önemli de değil.

 

Bizim değerlerimize musallât olanların nedense, İslâm’ın mukaddes saydığı ve değer verdiği:

 

     *Allah melek, peygamber, halîfe,imam, müezzin, şeyh ve mürid gibi “kişiler”,

 

     *Mahşer yeri, cennet, cehennem,kabir, câmi ve mescid gibi “mekânlar”,

 

     *Kur’ân, seccâde, sarık, sakal, şalvar,tesbih ve takke gibi “şiâr ve malzemeler”,

 

     *Namaz, hac, oruç ve zekât gibi “terimler

 

Gibi konularda; aşağılama, hor ve hakir görme, alaya alma, eğlenme, şov yapmaya yönelik bütün fiilleri ile salya sümük saldırısı apaçık ve ÂŞİKÂR;ama nedense, İslâm’a îmanları “Allâh ile kul arasındaki mesele” ve hep GİZLİ.

 

 

Bu; “saldırırken utanmayan ama îmânı ikrâr ederken utangaç olan” ve “îmânı gizli ama küfrü âşikâr” olup aşağıda “ışıklar içinde uyuyanlar” ve yukarıda “çilingir sofrası kuranlartâifesinden her ölen olduğunda bir münâkaşadır başlıyor.

 

Dirisinden hayır görmeyen toplum,ölüsünde de esaslı bir şekilde geriliyor ve çalkalanıyor!

 

Ölenin arkasından konuşunca; konuştu oluyor, terbiyesizlik oluyor, saygısızlık oluyor.


Ardından konuşturan ölünün hiç suçu yok!

 

Değerlerine her türlü şekilde saldırılan biz, susmak zorunda olan da biz!

 

Ölünün ardından konuşan müftü, imam ve umum Müslüman’ı terbiye edene kadar; ölüyü, diriyken “İslâm ve Müslüman’a saldırmaması ve saygılı davranması” konusunda terbiye edip de “polemik=dalaşma” çıkmasını önleseler, olmuyor!

 

Saldırısı âşikâr ama îmânı gizli olan bu tarz adamların; cenâzesini yîkamak, pamuğunu tıkamak, namazını kılmak,ona “iyi adamdı!” demek, rahmet dilemek, eşşek gibi sırtında taşıyıp mezara gömmek zorunda olan da biz!

 

Hâlâ, kuzunun suyunu bulandıran kurda hiçbir ses çıkartılmıyor; kurt, göbeğini kaşıya kaşıya ve kıs kıs güle güle olup biteni seyrediyor!

 

Ama: “kurt kardeş: Artık bu işe son ver; yoksa, bu gidişle dişlerini sökerim!” diye savunmayı başlatan ve "sessizliğe son veren" kuzuya; toplumda kin ve nefrete sebep olma, gerilme, ayrışma, kutuplaşma ve kamplaşmaya sebep olduğu bağlamında “hiç de şerefli bir davranış olmayan şekildebaskı kurulmak sûretiyle: kurda av olmaya devâm etmesi, Hıristiyanların kuzusu Hazret-i Îsâ gibi sessiz kalması ve diğer yanağını dönmesi bekleniyor!


"Kuzuların sessizliği"nin bir gün sona ermek zorunda kalacağını kimse hesâba katmak istemiyor!


Ölen keşke Müslüman olsaydı da: Cenâzesini yîkasak, tertemiz kefenlere sarsak, sağ omzunun üstüne yatırıp tahta veyâ beton perdelerle korunmuş şekilde kabrine toprak attıktan sonra da rahmet okusaydık.

 

Neyyyymiş: Çok iyi adammış, bilmem kaç çocuk okutmuş ve fakir beslemiş.. İnsanın fıtratına paket program olarak konulan “vicdan, insaf ve merhamet” fiiline göre davranmış, ona birşey mi dedik kardeş?

 

Benim Allâh’ımdan ve benden beklemediği belli olan karşılığını kimden beklediyse,gitsin ondan alsın!

 

Adamın yaptığı el kadar iyilik listesi göz önüne getirilip seriliyor; ama sadaka, fıtır, fidye ve zekâtları ile çok daha fazlasını yapan Müslümanların iyiliklerinin hesâbını tutan yok!

 

Ne kadar arsız ve yüzsüzsünüz lan siz?

 

Böyle olan adamlar, neden biz Müslümanlar’a karşı hep savunulur?

 

Açıkça kâfir olan insanı; neden nur topu gibi tertemiz birinci sınıf Müslüman olarak kabûl etmemiz ve o insana Müslüman olarak muâmele etmemiz beklenir?

 

Ula, "Allah!" dedik diye asıp sürdüğünüz, susuz köylerde yaşamak zorunda bıraktığınız, öz vatanında insan gibi yaşayamaz hâle getirdiğiniz, .. yetmezmiş gibi: Kimi yîkayacağımıza, kime rahmet okuyacağımıza ve kimin cenâze namazını kılacağımıza da mı siz karar vereceksiniz?


Neden kendinize daha yakın gördüğünüz ve kanka olduğunuz diğer dinlerin mensuplarına rahmet okutturmazsınız da illâ bize okutturursunuz?

 

İllâ pamuğunuzu neden bize tıktırır ve leşinizi bize paklattırırsınız?

 

Bizden, "sizin meyhâneden, sizin kerhâneden beni kaldıracaksınız ülen!" diye sizi zorlayan var mı hiç?


( D e v â m  E d e c e k )


********


NOT-1:

   *Nasîp olursa; 2025 yılı Eylül ayında,  1 adet şiir ve 1 adet makâle serisi olmak üzere  2 adet kitap yayınlanması plânlanmaktadır.

  *Kitap hâlinde yayınlamada temel düstûr olarak "yazı veyâ şiirin, öncelikle gazetede yayınlanmış olarak son şeklini almış olması şartı" uygulanacaktır.

 *Bu nedenle, şiirlerin kitaplaşma kapasitesine ulaşması amacıyla; güncel olaylardan uzak kalmamaya da özen göstermek sûretiyle, kitaplaşma kapasitesine ulaşmış olan makâlelere daha az yer verilmesi plânlanmaktadır.



 NOT-2: 

    *"Sanat, Hak ve halk içindir!" düstûruyla, elimiz ve dilimiz döndüğü kadar bir şeyler yazmaya çalışıyoruz.

    *Bu nedenle, yazı ve şiirlere yönelik yorumlarınız biz yazarlar için çok değerli! 

    *Yüz yüze ve telefonla görüşmelerde veyâ gazetedeki yorum bölümünde yorumda bulunan dostlara çok teşekkür ederim!

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.