Erol Yazıcı

… Konuşamıyoruz

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

… Konuşamıyoruz

 

İletişim –anlaşılmak- üslup

Anlaşabilmenin olmazsa olmazı karşılıklı birbirini anlayabilmek

Anlatmak ve anlaşmak. Öyle kolay olmuyor. Önce dinlemek ve anlamak. Ve sonrasında – akli- vicdani ve kalbi kabul gerekiyor. O mu. O da nasip işi. Artık gerisi kısmet.

Artık vazgeçtim anlaşılmaktan. Anladım ki seni gerçek bir sevenin yoksa nasibin kalmıyor, anlaşılmaktan

Baktım uzuyor. Kısa kestim. Uzatmadım.

Bazen çok net anlıyorum ki anlaşılmak en büyük huzur – ama bize lüks…

Ben hiçbir zaman anlayamayacağım. Anlayışlı olamayanları, işi yokuşa sürenleri, hırçınlıktan haz alanları.

Ben kendimi anlatamadım. Zaten anlamak isteyende yoktu. Anlaşamadık ta. Anlaşamama konusunda iyi anlaşıyoruz. Olsun böylede güzeliz biz.

Ben konuştukça kıracağım – sen dinledikçe keskinleşeceksin ve altta kalmayıp daha ağır konuşacaksın – kırılacağız işte – bakamayacağız yüz yüze – işte o yüzden- neyse

Bilmek ayrıdır, anlamak ayrıdır

Bilmiyorsan konuşma.

Bir çocuk gibi konuşmak istiyorum – kim ne dersiz – korkusuz – endişesiz – direk – pat diye- net – safça – iyilik dolu edayla – dosdoğru…

Biri senin kırılma, yanlış anlama, alınma, darılma, üzülme gibi ihtimalleri düşünmeden sana davranabiliyorsa ve bir hata yaptığında seni kaybetmekten korkmayarak özürde dilemiyorsa, o dost değildir. Sen de onu kaybetmekten korkma.

Daha sonra anlarsın mı olmalı durumun yoksa daha önce anlamak mı olmalı – bir daha düşün – çünkü keşkeler pişmanlıkların adıdır. Keşke dememek için bir daha düşün ve anlamaya çalış, anlatılmak isteneni…

Dinlemek ve anlamak- konuşmayı seviyoruz. Dinlemeyi bilmiyoruz. Birçok meselenin özünde bu tutum, bu konuşma sevdası, bu dinlememe sabırsızlığı yatıyor. Dinlemediğimiz için anlamıyoruz. Meseleyi doğru anlamak için, candan dinlemeyi öğrenmek zorundayız.

Doğru sözü yanlış anlayan, ancak yanlışıyla kalır.

En büyük korkum anlaşılmamak – en büyük sevincimde anlaşılmak

Hakkı söyleyişimiz güzel olmalı: yani, mesela yalan söyleme değil de her ne olursa olsun doğru söyle, diye tavsiyede bulunmalıyız. İlkinde aşağılama, ikincisinde teşvik vardır. Teşvik ederek öğüt vermek ne güzel.

Halden anlayan – olgun insandır. Olgun insan, hoşgörü ve şefkat ehlidir.

Hayatta en önemli şeyler arasında sağlıklı iletişim kurabilmek ve doğru anlaşılabilmek ön sıralarda olsa gerek.

Hayattaki en büyük huzur ve rahatlatıcı duygu durumlarından biri de doğru anlaşılmaktır.

İletişim çok şeydir – iletişim nitelikli değilse: şöyle ağız tadıyla bir sohbet edemiyorsun – iki lafın belini kıramıyorsun, zevkle dinleyemiyor, keyifle konuşamıyorsun

İnsanları anlamaya çalışmak mı lazım yoksa onların seni anlamalarını beklemek mi lazım – anlayamadım.

Kendimi dinlediğimde çok etkileniyorum. Müthiş konuşuyorum ya….

Keşke beni yargılamak için harcadığın emeği – beceriyi – ve bunu yaparken çizdiğin performansı- anlamak için değerlendirseydin – belki o anları hoş geçirirdik ve mutlu olurduk. Söylenenler karşısında, savunma ve saldırı için harcadığın yeteneğini – beni anlayabilmek için harcayabilseydin – ne güzel olurdu- kaderim de bu var herhalde.

Kimse kimseyi dinlemiyor, anlamak istemiyor. O yüzden (he…) diyorum, az konuşuyor, hep dinliyorum, çok susuyorum.

Konuşamıyoruz. İletişim kuramıyoruz. Birbirimizi anlayamıyor, anlamaya çalışmıyoruz. Sadece yıkıcı eleştirilerle konuşmalar ortaya koyuyor iyilik yaptığımızı, doğruyu söylediğimizi sanıyor ancak ve çoğu zaman karşımızdakini incitiyoruz. Ve haklı olduğumuzu düşünüyoruz. Oysa ne kadarda anlayışlı, şefkatli ve candan bir dinleyiciye ihtiyacımız var. Bizi kırmadan dinleyen, hakaret etmeyen, azarlamayan, ses tonunu yükseltmeyen, eksiğimizi – hatamızı yüzümüze tokat gibi vurmadan, özelde güzelce – tatlı tatlı anlatan ve emir cümleleri kurmadan konuşan. Konuşurken en güzel ses tonuyla, yumuşak konuşan. Karşındakinin itibarını kırmadan, gururunu incitmeden, sevgi ve ilgi yüklü sözcüklerle konuşan birine ne kadar da ihtiyacımız var

Konuşurken üç yerden onay al – kalp, beyin ve dil – sonra ağızdan çıksın o söz – dosdoğru çıksın.

Kur’an bizden; kibarca, gerçekçi, adaletli, zarifçe, dürüst, nazikçe, yumuşak dilli, yalansız, kibirsiz, düzgün konuşmamızı ister.

Küstah, ukala, iletişim özürlü, kibirli, uyumsuz, insanı çileden çıkaran bir tutum – üslup ve yaklaşım.

Laf olsun diye işte be ya: benim konuştuğum bir konuya başkasının başlık koymasına izin vermem.

Nasıl ki ağzımızdan helal ve iyi şeyler girsin istiyoruz – o zaman ağzımızdan temiz ve iyi şeyler çıksın ki beklentilerimiz hakkedişimiz olsun.

O anlattı da anlattı- ve bizde dinledik te dinledik

Ön yargısız ve iyice dinlemek ve asıl mesajı doğru anlamak lazım. İnsan bir müddet sonra öncesinde şiddetle karşı çıktığı ve söyleyene kızdığı birçok şeyin zamanla aslında ne kadar da doğru olduğunu görüyor ve hatta ileri derecede sunucusu ve savunucusu oluyor.

Sen anlatamasan da – seni anlayabilenlerin olmalı

Sesi kulaklar- sessizliği kalpler duyar…

Sesin duyulmuyorsa – dön sözüne bir daha bak.

Sesini duymaya doyamadıklarım la dayanamadıklarım arasındayım.

Sessizce – rahatsız etmeden – susun…

Söyleyemiyorsam dilsizliğimden değil…

Söze değer katan samimiyet, faziletli kılan doğruluktur.

Söze değer veren üç şey vardır- doğruluk- samimiyet- üslup

Sus ki duyasın. Dinle ki anlayasın. Bil ki söyleyesin 

Susarak kazandığın değeri, konuşarak kaybetme

Susarak konuşun. Göreceksiniz herkes sizi dinleyecek ve çoğu size hak verecek.

Susarak veririm cevaplarımı. Anlarlarsa ne ala. Anlamazlarsa zaten dert değil. Tebessümle karşılarım kurnazlıkları. Anlarlarsa ne ala. Anlamazlarsa zaten dert değil.

Susma hakkımı kullanıyorum ama dinlemedeyim.

Sustuğum, düşünmüyorum anlamına gelmez.

Sustuysak – konuşmayacak ta değiliz ya…

Susun ve sessizliği dinleyin. Ne ses ama. Derin ve ezgin.

Sürekli tenkit – sürekli hakaret – sürekli saldırı – gel de katlan. Sevgiyi bırak – saygı duyamıyor insan.

Şöyle ağız tadıyla bir sohbet edemiyorsun – iki lafın belini kıramıyorsun, zevkle dinleyemiyor, keyifle konuşamıyorsun – sizleri affediyorum. Çünkü, sizde insane kılığındasınız

Üslübun – davranışların – ses tonun – edan – bakışların – tavırların bir araya gelip hakaret ve küfürle birleşerek – iftira ve yalanla desteklenerek – asılsız ithamlarla takviye edilerek ve tüm bunlar kesintisiz ve yıllarca sürdürülerek icra edilirse – empatiye bile gerek yok – ne olur o muhatabin hali – ruhu – yaşama sevinci – sevgisi – aşkı – güveni – düşünebilirmisiniz

Üzülürsün. Ama yapacak bir şey yoktur. Dinlemediği için hiçbir zaman anlamayacaktır. Hatta bunun bile hiçbir zaman farkında olamayacaktır. Ama bu tutum – karşılıklı – bir kaybedişi hazırlayacaktır. Gerçekten anlamak kastıyla candan dinleyebilseydi – belki sevgi, aşk – kazanacaktı. Ama acı olan – kaybediş kazanacaktır. Çünkü hiçbir zaman dinlemeyecek – anlamayacak ve bunun farkında olamayacak. Sonra iş işten geçtikten sonra- olsa ne olacak – olmasa ne olacak

Ve bence insanlar – bir başka açıdan da- üçe ayrılıyor: 1.düşünmeden konuşanlar, 2.çok konuşup, az düşünenler, 3.az konuşup, çok düşünenler

Yerli- yersiz konuşma; yeri geldiğinde konuş.

 

erolyazıcı / abbeyt ♥️

 

… Konuşamıyoruz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Giriş Yap

Pendik Gazetesi - Son Dakika ve Güncel Haberler, Flaş Haberler - Pendik Haberleri ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!