İnsan ve Yaratıcı: Sabır, Merhamet ve Adalet Üzerine
İnsan, varoluşu gereği acelecidir. Zamanın akışı içinde adaleti anında tecelli ettirmek, kötülüğü derhal cezalandırmak ister. Bu, insanın doğasından gelen bir refleks, vicdanının ve öfkesinin ortak bir tezahürüdür. Özellikle akıl almaz bir kötülükle, bir masumun hunharca yok edilmesiyle karşılaştığında, içinde bir ses yükselir: "Keşke Tanrı olsaydım da adaleti hemen sağlasaydım!" Belki bilinç düzeyinde bu cümleyi kurmayız, fakat ruhumuzun derinliklerinde, sezgisel bir isyan olarak yankılanır.
Fakat işte tam da burada durup düşünmek gerekir. Tanrı insan değildir; insan da Tanrı değil. Bizim sabırsızlığımız, duygularımızın dalgalanması, merhametimizin ve öfkemizin sınırları hep insan olmaktan kaynaklanır. Oysa Tanrı’nın sabrı, merhameti ve adaleti insan ölçüleriyle kıyaslanamaz. Çünkü O, mutlak bir bilginin, mutlak bir hikmetin sahibidir. İnsanın bilemeyeceği, kavrayamayacağı bir düzlemde hareket eder.
Bir kötülükle karşılaştığımızda, öfkemiz merhametimizin önüne geçer. Lakin dikkatle baktığımızda, merhametin de göreceli olduğunu fark ederiz. Üç yaşında bir çocuğun uğradığı zulüm karşısında içimizde kopan fırtına, neden bir sineği düşünmeden öldürdüğümüzde esmez? Bir köpeğin yarasına koşarken, bir karınca yuvasını farkında olmadan bozduğumuzda neden uykularımız kaçmaz? Can taşıyan varlıklar arasında dahi merhametimiz değişkenlik gösterirken, adalet duygumuzun, sabrımızın ve öfkemizin mutlak olduğunu nasıl iddia edebiliriz?
İnsan, adaleti kendi çerçevesinde anlamlandırmaya çalışır. Fakat insanî adalet, Tanrı’nın adaletinin sadece bir gölgesidir. O’nun terazisi, bizim terazimizden farklıdır. İnsan, kendi sınırlı bakış açısıyla Tanrı’yı değerlendirdiğinde büyük bir yanılgıya düşer. Kendi eksik adalet duygusunu O’na mal etmek, insana yakışan bir kavrayış değildir.
Bu tür sorgulamalar bazen insanı inançsızlığa sürükleyebilir. Çünkü insan, Tanrı’yı kendi zihninde insanlaştırma eğilimindedir. O’nun sabrını, merhametini, öfkesini kendi duyguları gibi algılamak ister. Fakat unutulmaması gereken şudur: İnsan, Tanrı’yı insan gibi düşündüğü ölçüde yanılgıya düşer. Hakikati anlamak, insanın kendi sınırlılığını kabul etmesiyle başlar.
Adalet gecikiyor gibi görünebilir. Kötülük, cezasız kalıyor gibi hissedilebilir. Fakat bu, hakikatin tamamını göremediğimizden kaynaklanır. Zamanın efendisi olan O, her şeyi tam vaktinde tecelli ettirir. Ve biz, sadece beklemeyi öğrenmeliyiz…